İtiraf etmek gerekirse kitap okuma sıklığım yeterli düzeye lisedeyken gelmeye başladı. Sanırım birkaç edebiyat hocasından sonra derse sadece iki hafta gelecek olan biriymiş bana sihirli sözcükleri söyleyecek olan. İçimdeki hisleri uyandırıp artık kitapların dünyasına iyice girebilmek için onunla karşılaşmak gerekiyormuş. Her hafta derslerini iple çeker, hiç bitmesin isterdik. En çok konuştuğumuz Ahmet Hamdi olurdu. Daha doğrusu o konuşurdu. Her ders ondan bir konu açılır, onlar alakalı bir şeyleri anlatırdı. Benim adamım Ahmet Hamdi derdi. Benim de Ahmet Hamdi ile tanışmam böyle oldu. Popüler kitapları bırakıp klasiklerden, Türk Edebiyatı'ndan falan okumaya başlayınca ilk Ahmet Hamdi aldım. Öyle bir sihirli başlangıç ve farklı bir alem bekliyordum. Sonra fark edeceğim ama o günlerde bana zorluktan başka bir şey vermedi. Bir dünyaya girmek için onun anahtarına sahip olmak gerekiyor, ben ise hepsini kendi dünyam gibi sanıyordum. Sonraları başka yazarları okudum, başka kitaplar okudum, zaman geçti yeniden Tanpınar'ı buldum. Bu arada fark ettim ki işlenmeyen demirin anahtar olmadığı gibi okumayan kişinin de iyi bir dili olmuyor. Biraz başka kitaplar okuduktan sonra, Huzur, Beş Şehir derken nasıl farklı bir dünyaya girdiğimi, nasıl başka bir hayat yaşadığımı fark etmeye başladım. Benim için öyle bir dünya ki Ahmet Hamdi, hislerin, duyguların yeniden tanımının yapıldığı, kelimelerin yeniden anlamlandırıldığı bir dünya. Kaldı ki odaları kilitli bir daireye girmişsin gibi, keşfedilecek öyle çok yeri olan, keşfedebilmek için de öyle güzel dilini iyi bilmek gerekli olan dünya.
23 Şubat 2013 Cumartesi
Tanpınar Hikayem
Kaydol:
Kayıt Yorumları
(
Atom
)

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder