Günlerce kimseyle muhabbet etmediğim oluyor, fırsatını bulduğumda da boş konuştuğum, çünkü bir aleladelikle bu gergin günleri de yok saymaya niyetleniyorum. Sabrıma güvenip belirsiz şeylerin peşinden koşuyorum, bir yandan da hepsinden birden kaçıyorum. İşte yine günlerce diplere vurduğum bir haftanın perşembesinde staja gidiyorum, 6'dan beri ayakta olduğum günde derse geç kalıp giremiyorum, üzüleyim derken bölüm başkanıyla bir muhabbete tutuşup geçmişe gidiyorum, eski yaşanmışlıklardan, Ankara'dan geçen bir Türkmen'e kadar gidiyoruz.
Çıkınca hemen eve gidiyorum, yapmam gereken şeyler var. Ama üstümde hafif ve tatlı bir yorgunluk, bunu seviyorum. Son zamanlarda sevdiğim şeylerden dolayı pek yorulmadım. Dizlerimdeki hafif sakatlık beni çok şeyden alıkoyuyor. Neyse ki bir gün sonra kontrole gidiyorum, bir umutla. Egzersizlere devam, henüz tam iyileşmemişsin ama bisiklete başlayabilirsin diyor doktor.
Ardından Taksim'deyim yine, ama önce gönderilecek hediyelikler var. Onları gönderiyorum, acaba sonrasında 11 seansına yetişebilir miyim? Hızlı hareket ediyorum, Atlas'a geldiğimde 11:10, "film başladı mı? -Yo, 5 lira". Hızlıca giriyorum, Altın Peşinde'ye gitmiştim, dalgınlıkla Devlet Mafya Elele'ye giriyorum. Yine konusuna denk geliyorum ve belgesel-kurmaca karışımı bir filmi izliyorum.
Filmden sonra bir iki işimi halledip Cihangir'e doğru yollanıyorum, saçlarım kötü oldu, İstanbul'da berbere uğramayalı da bayağı zaman. Sonra dönüyorum, bir yandan günlük planlarımı yetiştirmeye çalışıyorum, yapmam gereken okumalar ve ekstralar, ödevler ve yapılacak başvurular bir tarafta bekliyorlar, aksatmamaya çalışıyorum.
Derken bugün kendimi frisbee oynarken buluyorum, kötü bir başlangıçtan sonra öğreniyorum, yarın da bir aksilik çıkmazsa bisikletimi alıp karşıya yollanıyorum.
Yine filmi yazayım derken, böyle şeylerle satırları alt alta dizmekten kendimi alıkoyamıyorum.
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder